Tecride karşı direniş 2021’de de sürecek

0
623

2020 yılı boyunca iktidarın özel savaş politikaları, taciz, tecavüz ve şiddet karşısında kadınların direnişine dikkat çeken TJA Sözcüsü Ayşe Gökkan, geçtiğimiz 15 Eylül’de başlattıkları “Em Xwe Diparêzin” kampanyasını 2021’e taşıyacaklarını söyledi. Ayşe ayrıca, “Tecridi kırıp Sayın Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması için mücadele edeceğiz” dedi.  

Türkiye’de ve bölgede kadına yönelik erkek-devlet uygulamalarına karşı yıl boyunca direniş ön safhadaydı. Özellikle bölgede yürütülen özel savaş politikalarına karşı kadınlar, mücadelesini her alanda sürdürdü. Bir yıl boyunca eşbaşkanlığa yönelik saldırılara karşı mücadele, uzman çavuşların çocuklara yönelik tecavüzlerine karşı geliştirilen eylemler ve “Gülistan Doku nerede” sorusunu soran kadınlar aynı zamanda özsavunmalarını geliştirdi.  Tevgera Jinen Azad (TJA) Sözcüsü Ayşe Gökkan, yıl boyunca maruz kaldıkları her türlü baskıya rağmen verdikleri mücadeleyi ve nasıl bir yıl geçirdiklerini anlattı.  

“Sadece Kürt kadınları olarak değil Türkiyeli, Ortadoğulu ve dünya kadınları ile birlikte mücadele ettik. Biz her zaman mücadele ediyoruz.”*Bir yıllık mücadeleyi geride bıraktınız. Bir yıllık mücadele Kürt kadınları açısından nasıl geçti? 

Biz Kürt kadınları yani TJA olarak bir yılı direnişle geçirdik. Kürt kadınları olarak “Sende ayağa kalk” kampanyası ile 2020 yılına giriş yaptık.

Neden “Sende ayağa kalk” dedik? Kürt coğrafyasında her devlet Kürtleri tek tek katletmek istiyordu. Kadınları erkek egemen zihniyet katletmek istiyordu? Kürtleri milliyetçilik üzerinden katletmek istiyordu. Zaten kadınlar üzerinden her şey yürütülüyordu. Milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilik üzerinden kadına saldırılıyor. Hepimizin birlik olup ayağa kalkıp bu zihniyete karşı mücadele etmek için bizde “Sende ayağa kalk” dedik. Kürdistan Bakur şehirlerinde sürdürdük kampanyamızı.

Dünya kadınları bize destek verdi. Çünkü Türkiye’nin geldiği aşamayı biliyorlar. İkinci ise devletin uluslararası alanda kendisini teşhir etti. Rojava’ya saldırdı. Libya’da, Akdeniz’de kendi yüzünü dış dünyaya gösterdi. Kürt kadınları 2020 yılında onların savaş isteyen yüzünü teşhir etti. Kürt kadınları olarak bütün bunlara karşı kendimizi savunmak için program çıkardık. Sadece Kürt kadınları olarak değil Türkiyeli, Ortadoğulu ve dünya kadınları ile birlikte mücadele ettik. Biz her zaman mücadele ediyoruz. Ancak 2019’da Leyla Güven’in tecride karşı geliştirdiği direnişi uluslararası boyuta ulaştı. O zaman devlet geri adım attı. Bununla birlikte 2020 yılına giriş yaptık.

Direnişin sonuçlarını 2020 yılında aldık.  Ve bu yıl dünya kadınları ile birlikte büyük bir mücadele geliştirdik. İstanbul Sözleşmesi, erkek egemen zihniyete karşı tek vücut olduk. Sloganlarımız birbirine yakındı. Las Tesis tansı ile birlikte devlet, yargı ve polisin tecavüzcü olduğuna dikkat çekildi. Bütün bunlar Kürdistan’da özel savaş politikalarıyla birlikte ortaya çıktı.   

*Özel savaş politikaları bölgeye nasıl yansıdı? Hangi pratiklerle ortaya çıktı? 

Gülistan Doku 5 Ocak tarihinde şüpheli bir şekilde kayıp oldu. Gülistan’ın kayıp olması devletin suçüstü yakalanması anlamına geliyor. Gülistan hala bulunamadı. Yine İpek Er olayı oldu. Üniformalı Musa Orhan İpek Er’e tecavüz etti. Yine Şırnak’ta bir uzman çavuş küçük bir çocuğa tecavüz etmeye kalkıştı. Bütün bunlar üniformalıların gözetimi altında veya eliyle gelişti. Yine erkekler, devletle ittifak kurdu. Bütün bunlar 2020 yılında yaşandı. İşte bütün bunların gölgesinde bizde “Em Xwe Diparêzin” kampanyası başlattık. Kampanyamız hala devam ediyor. 2021 yılında sürdüreceğiz kampanyamızı. 

“Özel savaş politikaları bütün zenginliklerimiz ve farklılıklarımız üzerinden yürütülüyor. Kimliğimize, dilimize, inançlarımıza, doğamıza el uzatılıyor.”*Yaşanan bu gelişmelerle birlikte 2020 yılı devletin bölgede özel savaş politikaları yürüttüğüne dair çokça tartışmalar yürütüldü. Devlet bölgede neden özel savaş politikaları yürütüyor? 

Dünyada da devletlerin özel savaş politikaları biliniyor. Milliyetçi devletler, kendilerinden olmayan halklara, özellikle de kadınlara yönelik taciz, tecavüz ve fuhuşa sürükleme politikalarını yürütüyor. Türkiye’de de bu böyle.

AKP-MHP iktidarı kendisinden olmayan ve sona itaat etmeyenleri özel politikalarla taciz ve tecavüzle dize getireceğini düşünüyor. Örneğin kayyım politikalarına bakıyoruz. Kayyımın kendisi halkın iradesine yönelik bir tecavüzdür. Biz tecavüzü yalnızca kadın bedeni üzerinden ele almıyoruz. Özel savaş politikaları sadece kadın bedeni üzerinden yürütülmüyor. Zaten tecavüzcünün Kürdistan’da ne işi var? Önce toprağa el atmış, suya el atmış, buradaki tüm zenginliklere el atmış. Özel savaş politikaları bütün zenginliklerimiz ve farklılıklarımız üzerinden yürütülüyor. Kimliğimize, dilimize, inançlarımıza, doğamıza el uzatılıyor. Hasankeyf sular altında kaldı. Ormanlar yakıldı.

Bütün bunlar özel savaş politikaları sonucu gelişiyor. Bu politikalar aynı zamanda kadın bedeni üzerinde de yürütülüyor. Eğer sen direnirsen boyun eğmezsen, asimilasyona karşı direnirsen o zaman özel savaş politikaları devreye giriyor. Bütün kadın kurumları ve örgütlerine karşı bu politikalar yürütülüyor. Örneğin Rosa Kadın Derneği’ne yönelik bir saldırı oldu. Bu gözaltı ve baskınlar da bu politikaların bir parçası. Pandemi sürecinde kadınların devlet karşısın boyun eğmesini istediler.

Evdeki rol ve misyonlarını yerine getirilmesi istendi. Çocuk bakımı, eş bakımı, yaşlı ve engelli bakımlarının hepsini kadına yüklemek istediler. Ancak pandemi sürecinde Kürt kadınları buna karşı çıktılar. Tamda bu nedenle gözaltılara ve tutuklamalara maruz kaldılar. Farklı şiddet türlerine maruz bırakıldı. Evet, bütün kadınlar üzerinde şiddet uygulanıyor. Ancak Kürdistan’da bu çok farklı biçimde kendini gösteriyor. Mezarlıklara yönelik saldırılar ağır bir şiddet türüdür. Cenazeler kaçırıldı ve üç yıldır ailelerine teslim edilmiyor. Anneler üç yıldır bu şiddetle karşı karşıyalar. Kürdistan’da her gün savaş uçakları havalanıyor. Her havalandığında neredeyse yer sallanıyor. Bu da çocuklara yönelik bir şiddettir. Gözaltına almak için evler basıldığında çocukların başına silah dayatıyorlar. Cenazeyi kargo ile annesine gönderildi. Pandemi sürecinde dahi yaşlı insanlar gözaltına alındı. Bütün bunlar Kürtleri ve kadınları iradesiz bırakmak için yapılıyor. Biz 2020 yılında bütün bu şiddet türlerine karşı büyük bir mücadele verdik. 

“Örgütlülük olmadan kendimizi savunamıyoruz. Bunun içinde çeşitli eğitim ve seminer çalışmaları başlattık. 118 gün boyunca Kürdistan ve Türkiye illerinde eğitim çalışmaları yürüttük. Hem kadınlara hem de karma olan gruplara yönelik eğitim çalışması yürüttük.”*Yaşanan bu şiddet türleri ve özel savaş politikalarının gölgesinde “Em Xwe Diparêzin” kampanyası başlattınız. Bu kampanya neden önemli? 

Devlet 4 parça Kürdistan’ı bombalıyor. Bütün saldırılar aynı zamanda Bakur Kürdistan’ına yönelik bir saldırıdır. Birbirinden ayıramayız. Toprağımıza, suyumuza, tarihimize, dilimize, doğamıza yani her yönden saldırı var. Peki, bütün bunlara karşı kendimizi nasıl savunacağız?

Bütün bu saldırıları derinleştirmek için Kürt Halk önderi Sayın Öcalan üzerinde ağır bir tecrit yürütülüyor. Bu tecritle birlikte her tarafımızı sarmaya çalışıyor. AKP-MHP sistemi İmralı’da yürütülüyor. Biz kadınlar bunu böyle görüyoruz. Tartışmalarımızda her defasında bir konuya yönelik kampanya başlatamayacağımızı düşündük. Tartışmalar sonucunda yaşamın her alanında “Em Xwe Diparêzin” dedik. 10 başlık altında tartışmalar yürütüp “Em Xwe Diparêzin” dedik ve kampanyamızı başlattık. Bütün Kürdistan işgal altında olduğu için dedik ki biz kendi toprağımızdan kendimizi yeniden yaratıyoruz.

Tıpkı Simurg kuşu gibi. Bu nedenle simgemizi de Simurg kuşu olarak belirledik. Kendimizi en iyi nasıl savunabiliriz? Örgütlenerek. Örgütlülük olmadan kendimizi savunamıyoruz. Bunun içinde çeşitli eğitim ve seminer çalışmaları başlattık. 118 gün boyunca Kürdistan ve Türkiye illerinde eğitim çalışmaları yürüttük. Hem kadınlara hem de karma olan gruplara yönelik eğitim çalışması yürüttük. Bu çalışmada, demokratik bir toplum ve cinsiyet eşitliğini nasıl sağlayabileceğimizi tartıştık. Yürüttüğümüz atölye çalışmaları çok iyi geçti. Bu atölye çalışmaları ile birlikte bizim içimizde de cinsiyetçiliğin yükseldiğini gördük. Kürt mücadelesinde de içinde tacizci erkeklerin olduğunu gördük. Buna karşı da bir mücadele yürüttük. Nasıl ki devleti affetmiyorsak onları da affetmeyeceğiz. Ve bunu üstüne basa basa söyledik. Atölye çalışmalarında bunlar da tartışıldı. Geniş tartışmalar yürütüldü. 

25 Kasım Uluslararası Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü’ne yaklaşırken kampanyaya yoğunluk verdik. Hem kampanyayı yürüttük hem de 25 Kasım’a hazırlandık. Kadına yönelik şiddetle mücadele sadece bir güne sığmayacağını düşündüğümüz için neredeyse bir ay önceden 25 Kasım çalışmalarına başladık. Tabi biz aralıksız olarak şiddete karşı mücadele ediyoruz. 2020 yılında 25 Kasım’a hazırlanırken neredeyse 150 eylem ve etkinlik gerçekleştirdik. Bütün bu eylemleri ve etkinlikleri gerçekleştirirken polis ablukasındaydık. Gözaltına alındık, kimi arkadaşlarımız tutuklandı.

Bu nedenle 2020 yılı bizim için tarihi bir direnişti. Tabi bu süreçte devlet erkeklerle ittifak geliştirdi. Örneğin aktivistimiz Hatun Yıldız şiddet gördüğü Ecevit isimli erkekten boşanmıştı. Defalarca darp raporu almıştı. Kadına şiddet uygulayan Ecevit isimli kişinin ifadeleri doğrultusunda 23 kadın gözaltına alındı. Erkek ve devlet şiddeti ve ittifakına karşı mücadele ettik. Büyük bir direniş ve mücadele ile geçirdik yılımızı. 

“Tecrit kırıp sayın Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması için mücadele edeceğiz. Tecride karşı her alanda direneceğiz ve  “Em Xwe Diparêzin” diyeceğiz.” *2021 yılında nasıl bir mücadele hattı çizeceksiniz? “Em Xwe Diparêzin” kampanyanız da devam edecek. Kampanyayı nasıl sürdüreceksiniz? 

Devlet tarafından 2021 yılının işareti verildi. Bizim için nasıl geçeceğini az çok görebiliyoruz. Leyla Güven’e ceza verip ardından tutuklaması nasıl bir politika izleyeceğinin göstergesi oldu. Leyla DTK Eşbaşkanı, Hakkari Milletvekili ve aynı zamanda TJA aktivisti. Leyla’nın tutuklanması bu üç kimliğe yönelik saldırı anlamına geliyor. Sen kadınsan, Kürt’sen ve Kürdistan’daysan bu saldırılara maruz kalırsın. Leyla bizim için direniş öncüsüdür. Verilen cezayı asla kabul etmiyoruz. 2021’in arifesinde bunu yaşadık. Bununla birlikte kendimizi 2021 yılına nasıl hazırlamamız gerektiğini gösteriyor. “Em Xwe Diparêzin” kampanyamızı 2021 yılına taşıyacağız. Yine cezaevlerinde açlık grevi eylemleri başladı. Cezaevleri bizim için direniş demek. Bizler yetersiz olduğumuz için cezaevlerinde açlık grevi eylemi başladı.

Bizler de 2021 yılında tecride karşı olan direnişimizi güçlendireceğiz. Önümüzde 4 Ocak’ta katledilen Seve, Fatma ve Pakize, 9 Ocak’ta katledilen Sakine, Fidan, Leyla var. Tabi ki bu kadınları anacağız. Ve kendimizi katliamlara karşı savunmak için direneceğiz. Tecridi kırıp Sayın Öcalan’ın özgürlüğüne kavuşması için mücadele edeceğiz. Tecride karşı her alanda direneceğiz ve  “Em Xwe Diparêzin” diyeceğiz. 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz