Kürt özgürlük mücadelesi tüm engellemelere rağmen büyüyüp dal budak saldıkça Türk devletinin saldırıları da o denli artıyor. Özel savaş yöntemlerinin de kullanıldığı saldırıların en başta geleni Türk MİT’i ile polis ve jandarma teşkilatları marifetiyle yürütülen ajanlaştırma faaliyetleridir.
Devlet güçleri öncelikle tehdit ve şantaj yoluyla ya da para ve mevki söz vererek kişileri ajanlaştırma yöntemini kullanmaya ağırlık veriyor. Ancak çok sayıda insan kendilerine dayatılan ajanlığı tehditlere rağmen ifşa ederek, suç duyurusunda bulunuyor.
Son dönemlerde bir diğer ajanlaştırma faaliyetine de Amed’de HDP İl Binası önünde oturtulan aileler üzerinden yürütülen özel savaş politikalarında rastlandı. Devlet güçleri, HDP binası önünde üç beş kuruş harçlık karşılığında oturttukları ailelerin çocuklarına ilişkin hummalı bir çalışmaya girmiş durumda. Bazen ailelerden bir ikisinin çocuklarını teslim olmuş yalanı ile anneleriyle buluşturarak kamuoyuna görüntü veriyorlar.
Çocukları HPG saflarında olan veya çeşitli nedenlerle Türkiye’de aranır durumda olanların ailelerinin verdiği bilgilere göre, devletin istihbarat timleri neredeyse tümünün evlerine gitmiş ya da kendilerini karakollara çağırmış durumda. Bu ailelerden görüşmeyi reddedenler ya da kendi isteği ile karakollara gitmeyenler gözaltına alınarak tehdit ediliyorlar. MİT ve polis ailelere hem HDP binasının önünde oturmaları, hem de çocukları ile diyaloga girip teslim olmalarını sağlamalarını dayatıyor.
Devletin tehdit ettiği çokça HPG gerillasının veya siyasetçinin ailesi, kendilerine dayatılan onursuzluğu reddediyor.
Onca maddi olanak sunmalarına, tüm medyayı kullanmalarına rağmen başarılı olamayan Türk devleti bu kez geçmişte HPG saflarından kaçarak önemli kısmı Güney Kürdistan’a sığınmış olanların ailelerini tespit ederek onlarla görüşmeye başladı.
Bu insanların bir kısmı haklarındaki davalar nedeniyle Türkiye’ye dönemiyor. Aileleri üzerinden, yer yer de Güney Kürdistan’daki MİT elemanları ya da Türk devletine destek veren bazı yerel şahsiyetler üzerinden bu türden insanlarla irtibat kuran MİT, çok az da olsa bunların bir kısmını ikna edip Türkiye’ye dönmelerini sağlayabildi. Basına servis edilen haberlerdeki birçok kişi bu kirli ilişki ağı üzerinden Türkiye’ye getirilenler.
MİT, kendini kaçanlarla da sınırlı tutmuyor.
Son yıllarda haklarında açılan davalar ya da verilen hapis cezaları nedeniyle Güney Kürdistan’a geçmek zorunda kalan birçok siyasetçi ile bunların aileleri de kıskaca alınmış durumda. Bu insanlardan bir kısmı ile Güney Kürdistan’da irtibat kurulup onlara da ajanlık dayatılıyor.
Güvenlik nedeniyle adını vermeyen, hakkında kesinleşmiş 15 yıllık hapis cezası olduğu için Güney Kürdistan’a geçmek zorunda kaldığını belirten M. S., yaşadıklarını daha önce şu sözlerle anlatmıştı:
“23 Kasım 2019 tarihinde telefon mesajıyla bana Ankara’dan ulaştığını söyleyen biri kendisiyle çalışmamı istedi. Devletin üst düzey bir yetkilisi olduğunu söyledi ve ajanlık teklifinde bulundu. Adını söyledi, ben ve ailem hakında bildiklerini, nerede oturduğumu anlattı. Maddi manevi yardımda bulunacağını, onlarla çalışmazsam annemi ve babamı tanıdığını ve onlara her türlü zararı vereceğini söyledi. Ailemin iyiliği için kendileriyle çalışmamı dayattı.”
Ajanlar M. S.’den PKK’ye ilişkin bilgi vermesini dayatıyorlar.
M. S.’nin anlattıklarına benzer şeyler söyleyen çok sayıda siyasetçi var.
Türk devletinin MİT’i ve polisi Kuzey Kürdistan’da aileleri tehdit ederek, Güney Kürdistan veya Avrupa’da ise siyasetçileri, zorunlu nedenlerle yurt dışına çıkmak zorunda olanları tehdit ediyor, ajanlaştırmaya çalışıyor.
Bu durum Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da da ağırlıkla devam ediyor. Sivil toplum kurumları, siyasi partiler, gençlik ve kadın örgütleri bir bütün olarak MİT’in kıskacına alınmış durumda.
Gençler ve kadınlar başta olmak üzere insanlara ajanlık dayatıyor, özel savaşın tüm kirli yöntemleri insanlar üzerinde deneniyor. Ancak bu dayatmalar direngen duvarlara da çarpıyor. Kendilerine ajanlık dayatılanlar, tehdit edilenler, sivil toplum kurumlarına başvuruyor, Barolardan hukuk desteği alarak polis ve MİT’i deşifre ediyor.
Her yıl birkaç kez konuyla ilgili raporlar yayınlayan İHD’nin bu konudaki politikası net. Kendilerine yapılan her başvurunun gereğini yerine getirip başvurana hukuki destek sağlayacaklarını, devletin insanlara dayattığı ajanlığı teşhir edip suçluların bulunup yargılanması için çaba göstereceğini söylüyor.